Siber Savaş Çağı Başladı
George W. Bush yönetiminin son yıllarına dayanan "Olimpiyat Oyunları" adındaki gizli bir programla ABD, bugüne kadarki en gelişmiş siber silahlarla çeşitli saldırılar gerçekleştirdi.
İran'ın nükleer santrifüjlerini idare eden bilgisayarlar bu yöntemle ele geçirilip, aşırı hızlı dönerek kendi kendilerini yok etmeleri sağlandı.
ABD ve saldırıdaki ortağı İsrail, bir hava saldırısına alternatif olarak bu yola başvurdular. Fakat ABD siber silahlardan oluşan yeni cephaneliği hakkında açıklama yapmaya yanaşmadığı gibi, siber silahları ne zaman ve nasıl kullanmak gerektiği de gerçek anlamda tartışılmış değil.
Katılımcıların belirttiklerine göre Başkan Obama, özel bir kapalı kontrol merkezi olan Durum Odası'nda birçok kaygıyı gündeme getirmişti. Saldırıların hedefe yönelik olması, böylece İran'daki hastane ve elektrik santrallerinin etkilenmeyip yalnızca nükleer altyapının hedef alınması için yardımcılarına baskı yapmıştı. Nitekim siber savaşla ilgili değerlendirmeleri insansız hava araçlarının ne zaman kullanılacağına dair tartışmalarla karşılaştıran bir yetkili de, "Sivil kayıpların olmamasını müthiş derecede önemsiyordu" diyor. Peki, ABD gizli bir araç olarak siber silahların kullanımını meşrulaştırmak istiyor mu? Yoksa onu istisnai haller için mi saklamak istiyor? Bu silahları kullanmanın anlaşmalarla yasaklandığı bir noktaya acaba gelecek miyiz? Elbette ki siber silahlar ne bir insansız uçağın isabetine, ne de nükleer bir bombanın dolaysız, dehşet verici yıkıcılığına sahip. Siber savaşlar çoğu zaman uzak ve kansız, bilgisayarların başka bilgisayarlara 

saldırmasından ibaret görünüyor. Çinlilerin Amerika'daki bilgisayarlara her gün saldırdığı sanılıyor, ama çoğunlukla şirket ve Pentagon sırlarını çalmak için. ABD de sık sık aynı şeyi yapıyor. İranlılar Mayıs sonunda yeni bir siber saldırıya uğradıklarını bildiriyorlardı. "Flame" (Alev) adı verilen saldırıda belli (herhalde İranlı lider ve bilim insanlarının) dizüstü bilgisayarlarından bilgi toplanıyormuş. Fakat siber savaşların en can alıcı hale geldiği yer, bir ülkede işlerin yürümesini sağlayan mekanizmalara müdahale etmek için bilgisayar sistemlerinin ele geçirilmesi. ABD'nin İran santrifüjlerine yaptığı şey de buydu. Eski CIA başkanı General Michael V. Hayden, İran'a yöneltilen siber saldırıların başarısını anlatırken, "Geri dönülmez bir nokta geçildi" diyor. ABD'nin oynadığı rolü açıklamamaya özen gösteren general, "Artık ırmağın karşı yakasında bir alayımız var. Birebir aynı olduğunu iddia etmiyorum, ama bir bakıma 1945 Ağustos'una benziyor bu" diye ekliyor ve Hiroşima'yla Nagasaki'ye bırakılan bombaların dünyada uyandırdığı etkiye gönderme yapıyor. Fakat ABD Natanz'da ortalığı yerle bir etmedi, yalnızca birkaç yüz santrifüjü çökertti. O bakımdan General Hayden, siber saldırılarda artık yeni bir çağın başladığını ve yönetimin de bunu benimseyerek Amerikan savunmasını tahkim ettiğini anlatmak istiyor. Nitekim Savunma Bakanı Leon E. Panetta da geçen yıl "yeni bir Pearl Harbor yaşanırsa bu herhalde elektrik şebekemizi, enerji, güvenlik ve finans sistemlerimizi felç eden bir siber saldırı olur" diye uyarmıştı. Beyaz Saray Mart'ta tüm Senato üyelerini Kongre'deki gizli bir simülasyona davet etmişti. Davetin konusu, azimli bir hacker veya düşman devletin New York şehrinin ışıklarını söndürmeye karar verirse neler olabileceğini göstermekti. Simülasyonda bir elektrik şirketinin çalışanı, bir arkadaşından geldiğini sandığı bir e-postaya tıklıyor ve bunu izleyen bir facialar dizisiyle siber işgalci, New York'un elektrik şebekesini kontrol eden bilgisayar sistemine giriyor. Şehir karanlığa gömülüyor, ama kimse sorunun ne olduğunu bulamıyor. Yönetim, Amerika'nın en hassas altyapılarını idare eden bilgisayar şebekeleri üstünde bir miktar federal denetim kurmak istiyordu. Pentagon'un kendi siber savaş oyunlarından çok daha basit olan yukarıdaki gösterinin amacı da bu konuda hazırlanan tasarıyı kabul etmesi için Kongre'ye baskı kurmaktı. Fakat simülasyondan alınacak asıl ders hiç tartışılmadı. Çünkü siber saldırılar, Soğuk Savaş'taki "dehşet dengesine" (karşılıklı imha konseptine) benzer caydırıcı arayışlarını çok gerilerde bıraktı. Geleneksel caydırıcılık anlayışında, "Sen New York'u yok edersen ben de Moskova'yı yok ederim" mantığı işliyordu. Oysa siber saldırılar bu kadar basit değil. Genelde saldırıların kaynağı anlaşılmıyor. Dolayısıyla caydırıcı olmak çok zor. Harvard Üniversite'nden strateji uzmanı Joseph S. Nye'ya göre, iyi bir caydırıcının "inandırıcı" olması gerekir. "Çin'den gelen bir saldırı Amerikan hükümetinin bilgisayar sistemlerine kadar işlerse herhalde Pekin'in ışıklarını söndürecek değiliz" diyen Nye, saldırgana "büyük bir bedel" ödetecek bir mekanizmanın geliştirilmesini istiyor. Caydırıcılık Amerika'nın siber silahlarını ileride nasıl kullanmayı tercih edeceğine de bağlı olabilir. Yani başkanın benimsediği insansız hava araçları gibi mi olacak? Öyleyse bu, ABD'nin harekete hazır olduğu konusunda açık bir uyarı olacaktır. Fakat "Olimpiyat Oyunları" hakkındaki gizli tartışmalarda Başkan Obama'nın yardımcılarını uyardığı üzere böyle bir şey, siber silahların zaten çoğalmaya başladığı bir dünyada misillemeleri de davet edebilir. Nitekim geçtiğimiz günlerde bir ülke, ordu içinde seçkin bir "Siber sınıfı" kurduğunu açıklıyordu. Açıklamanın kaynağı Tahran'dı.

DAVID E. SANGER




Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:

site içi arama
 
Reklam
 
 
 
free counters
 
 
 

=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=

Istanbul

New York

Tokyo

London

Sydney

Frankfurk






webforex.tr.gg